K. İnanç IŞIKLAR

Kişisel Web Sayfası

You are currently browsing the blog archives for the category ‘Avrupa Birliği’.

Category: Avrupa Birliği

“Ellerine bir ulusun yazgısı emanet edilen kimseler o ulusun gücü ve erkini yalnız ve ancak gene o ulusun gerçek ve elde edilebilir çıkarları yolunda kullanmakla yükümlü olduklarını bir an olsun unutmamalıdırlar. Bu kimseler düşünmelidirler ki, bir ülkeyi ele geçirmek o ülkenin yurttaşlarına egemen olmaya yetmez. Bir ulusun ruhu ele geçirilmedikçe, bir ulusun irade ve kararlılığı kırılmadıkça o ulusa egemen olmanın olanağı yoktur. Yüzyılların oluşturduğu milli bir ruha hiç bir güç karşı koyamaz.”
Mustafa Kemal ATATÜRK, Mayıs 1935

Bu yazıda Türkiye açısından Avrupa Birliği sürecinin nesnel ve tarafsız bir değerlendirmesini değil, kemalizm ve kemalistler açısından konunun ne şekilde algılandığı ve nasıl değerlendirildiğini okuyacaksınız. Bu anlamda çalışmamız Türkiye AB çerçevesinde tüm görüş ve değerlendirmeleri kapsayan, kategorize eden bir araştırmadan çok siyasal bir tutum belgesi niteliğini taşımaktadır. Bahsi geçen kemalizmin ideolojik çerçevesi kapsam olarak kendisini 1938 sonrası erozyona ve soykırıma uğrayan Mustafa Kemal ATATÜRK devriminin ardından uydurulan yapay “Atatürkçülük” ve “Batıcılık” popülizmininin dışında bir alanda ifade etmektedir.[i]
more… »

Avrupa Birliği ile ilgili çalışmalar sanılanın aksine 2. Dünya Savaşı’ndan sonra değil, çok daha önceleri başlamıştır. Modern çağ Avrupası’nda birlik kurulması fikri oldukça eskilere dayanmaktadır. Pek çok düşünür yazar, bilimadamı ve siyasetçiler parçalanmış ve sürekli savaş içerisinde olan Avrupa’nın birlik ve bütünlük içinde olması yönünde düşünceler üretmiş, girişimler, planlar ve örgüt modelleri geliştirmiştir.

İngiliz hristiyan dini lider ve ünlü yazar William Penn, 1643’te yazdığı “Avrupa Barışının Bugünü ve Geleceğine Doğru Bir Roman” (An Essay Toward The Peresent and Future Peace Of Europe) kitabında, bağımsız devletlerden oluşan bir Avrupa Birliği ve Meclis “Common Assembly” önermektedir. 90 sandalyeli bu mecliste Almanya 12, Fransa ve İspanya 10, İtalya 8, İngiltere 6 sandalyeye sahip olacak, Türkiye de isterse 10 sandalye ile katılabilecektir. more… »

Avrupa Birliği’nin geleceğine ve birlikteliği oluşturan devletlerin oluşumu nereye kadar ve ne biçimde götüreceklerinin tespitine dair fikir yürütebilmek için altyapı olarak nitelendirebileceğimiz ekonomik, mali ve sosyal birlik oluşumlardan çok, üst yapı anlamına gelen siyasal birlik oluşumunun incelenmesi gerekmektedir. [1]

Uluslararası ilişkiler disiplininde devletler, federasyonlar, konfederasyonlar, birlikler ve ulusüstü (supranational) yapılanmaları açıklamak için çok sayıda siyasi bütünleşme teorisi ortaya atılmıştır. Ünlü Amerikalı kuramcı Ernest B. Haas bütünleşmeyi, “Farklı ulusal birimlerin bağlılıklarını, beklentilerini ve karar alma yetkilerini yeni bir siyasi birime devretmeleri, bu şekilde oluşan yeni birimin organlarının aldığı kararların ve yargı yetkisinin ulusal birimlerce kabul edilme süreci” olarak tanımlamaktadır.[2] Karl Deutsch’un 1950’lerin başında öne sürdüğü “Güvenlik Topluluğu” önermesi bütünleşme süreci önermeleri arasında önemli bir başlangıç olarak kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra Avrupa bütünleşmesi açısından fonksiyonalist, neo-fonksiyonalist ve federal yaklaşımlar bütünleşme sürecini öngörmeye çalışmış olmalarına rağmen, Avrupa pratiği açısından hiçbirisi tek başına yeterli olmamıştır. [3]-[4] O halde, Avrupa Birliği bütünleşmesi ve bütünleşmeye ilişkin iki temel tercihi olan genişleme ve/veya derinleşme stratejilerinin analizini yapabilmek için öncelikle yapısal olarak statik değil, çok unsurlu, etkileşimli, dinamik, değişken, zaman boyutunda çok yönlü ve geri dönüşsüz bir olgu ile karşı karşıya olduğumuzu kabul etmemiz gerekmektedir. Ne Avrupa Birliği iç çelişkilerini aşarak oturmuş bir statik yapıdır, ne de genişlemenin öznesi olan devletler istenildiği an mekanik bir şekilde tekrar kurgulanabilecek bir kimliksel niteliğe sahiptir. Dinamik ilişkiler zincirinin statik bir şekilde yorumlanması geleceğe dair tutumlarımızda bizleri yanılgıya sürükleyecektir. more… »

Avrupa Birliği’ne tam üye olmak, hem aday ülkenin, hem de Avrupa Birliği kurumlarının katılımının zorunlu olduğu bazı hukuki prosedürlerin tamamlanmasını gerektirmektedir. Birliğin “yürütme organı” veya “icracı sekreteryası” olarak anılan Avrupa Komisyonu, aday devletlerin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasi şartların göstergelerini detaylı bir şekilde gözlemler, özellikle genişleme için belirlenmiş temel kriterler olan Kopenhag Kriterleri ile uyumluluğunu inceler ve bu bilgileri rapor halinde ilgili diğer kurumlara sunar. 1997’de bu konudaki gözlemlerini ilk kez Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri için yapan Komisyon, Birliğin genişleme süreci ve perspektifleri üzerine değerlendirmelerini içeren bir raporu “Gündem 2000” adı ile duyurmuştur. Birlik tarafından üyelik için belirlenen kriterler, Komisyon araştırmalarının değerlendirmelerinin yer aldığı teknik bilgi raporları  ve aday ülkelerin AB katılım sürecinde topluluk müktesebatına uyum için ne gibi hukuki düzenlemeler yaptıklarını da içeren düzenli raporlar ışığında ilgili kararlar verilmektedir.
AB Üyeliği için aday olan ülkenin : more… »

Cumhuriyet kurulurken manda sistemi uzun uzun tartışılmıştı. Hatta toplu bir şekilde din değiştirme bile teklif edilerek tartışılmıştı. Bu açıdan bakıldığı zaman 1920’lerden bu yana batının ve içimizdeki batılılaşma hayranlarının tutumlarında bir değişiklik yok. Bugün ABD’nin uyguladığı global senaryo aynı. Bir Hollywood filmi gibi Ortadoğu’da 50 yıl önce İran’da Şah Rıza döneminde İngilizler tarafından sergilenen oyun, tam 50 yıl sonra tekrar ABD tarafından sergileniyor. Tek fark oyunun rengi. Film bugün renkli ve teknolojik. Dolayısıyla pek bir şey değişmiş değil. En önemlisi de ABD ve AB’nin bölgeye ve Türkiye’ye yönelik algılayışının değişmemiş olması. Kendileri gibi güçlü, ulusalcı, toplumsal demokrasinin işlediği devletler istemiyorlar. Karşılarında bireyler ve toplumlar görmek istiyorlar. Çünkü; Irak’ta, İran’da, Türkiye’de birey toplulukları olursa, toplumsal demokrasi işlerse kendi ulusal çıkarlarını koruyamazlar. Dolayısıyla, “Ben de bu ülkeleri kendime daha rahat ve tek yanlı bağlayarak kaynaklarını, pazarlarını istediğim biçimde kendime yönlendirmeliyim” düşüncesindeler. 1800’li yılların ortasından bu yana durum bu. Son iki yüzyıldır Batı’nın kurduğu sömürgelerin temelinde de bu mantık yatmaktadır. Bu durum hiç değişmiş değildir. Ancak paylaşım kavgası değişmiştir. more… »


K. İnanç IŞIKLAR by Wordpress 2.3.1
Adaption and Design: Gabis Wordpress-Templates
25 queries - 0.198 seconds.