K. İnanç IŞIKLAR

Kişisel Web Sayfası

You are currently browsing the blog archives for the category ‘Makaleler’.

Category: Makaleler

Uygarlık sürekli gelişmedir. Uygarlık yolundaki başarı yenileşmeye bağlıdır. Toplumsal yaşamda, ekonomik yaşamda bilim ve fen alanında başarılı olmak için biricik gelişme ve ilerleme yolu budur. Yaşamda ve geçimde egemen olan kuralların, zamanla değişmesi, gelişmesi ve yenileşmesi zorunludur. Uygarlığın buluşları, fennin harikaları dünyayı sürekli değiştirdiği bir dönemde, yüzyıllık eskimiş anlayışlarla, geçmişe bağımlılıkla varlığını korumak olanaksızdır…
Kemal ATATÜRK (1924)

21. yüzyılda dünyamız ve çevremiz tahmin edilenden, hatta hayal edilenden daha hızlı bir dönüşümle çehresini değiştirmektedir, insan bu değişimin sebebi ve sonucu ola-rak, dönüşümün tam orta yerinde varolmak ve varolanı an-lamak üzerine kurulmuş bir sorgulama döngüsünde “bilgi”ye her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Yaşadığımız çağın isminin bilgi çağı olmasının temel nedeni, varolanı anlamak ve işlemek için bilgiye olan ihtiyacın hızla artmasıdır. Son 30 yılda, daha önceki 5000 yılda üretildiğinden daha fazla enformasyon üretilmiştir. New York Times gazetesinin bir hafta sonu nüshası, on yedinci yüzyıl Ingilteresi’nde ortalama bir insanın bütün yaşamı boyunca karşılaşabileceğinden daha fazla bilgi içermektedir.319 Bu nedenle başarılı dönüşümlerin kaynağı olan bilgi ve bilgiyi işleyen insan (bilgiyi toplayan, bilgiden dersler çıkaran, bilgiye dayanarak hareket eden..) 21. yüzyılın ayakta kalacak kurumlarının da hangileri olacağına, değişim sürecine ayak uyduramayarak yok olacak kurumların hangileri olacağına karar verecek ana unsurdur. Kurumlar gibi, toplumsal hedefleri belirleyen, bu hedefler doğrultu-sunda organize olan, bilgi kaynaklarım bu kolektif hedefler doğrultusunda seferber edenler, hızlı değişim ve dönüşüm çağından yenilenmiş ve gelişmiş olarak çıkacaklardır. more… »

Resmi bir ziyaret için ülkemize gelen Bangladeş Başbakanı Begüm Halide Ziya, Başbakan Erdoğan ile görüşür. Begüm Halide Ziya konuşmasında, Tayyip Erdoğan’a Atatürk’ten övgüyle bahseder, Bangladeş’in milli şairi Kazi Nazrul İslam’ın yazdığı “Kemal Paşa” isimli kitabı başbakanımıza hediye eder. Bu anlamlı jestin Sayın Başbakanımızı ne kadar duygulandırdığını tahmin edebiliyoruz, bu yazıda ise bildiklerimizden değil bilmediklerimizden bahsedeceğiz. more… »

2007 26 Ara

Kültür ve Uygarlık

Filed under: Makaleler | RSS 2.0 | TB | No Comments

Kültür ve Uygarlık
Kültür en geniş tanımı ile insan-insan ve insan-doğa ilişkilerinin toplamıdır. Kültürler
tüm, sanat ve felsefeyle inceden inceye işlenerek rafine edilirler ve ortaya yüksek yaşam biçimleri olan uygarlıklar çıkar. Uygarlık ise bilinçli bir üretim olarak kültürün içinden doğar ve dönüp kültüre katılır. Bu nedenle kültürler karşılaştıklarında içlerine kapanmasına karşın, uygarlık doğduğu kültürden diğerlerine geçerek yayılır ve evrenselleşir1.
Küreselleşme sürecinin günümüzde tüm dünyaya dayatmakta olduğu global-topyekûn uygarlık anlayışı, eşzamanlı olarak içinden doğduğu kültürden farklılaşan diğer kültürlerin de asimilasyonu görevini üstlenmiştir. Suya atılan bir taşın yarattığı dalga halkaları gibi dünyanın farklı coğrafi noktalarına ait kültürlerin oluşturduğu evrensel uygarlığın 21. yüzyıl efendileri,
ilim ve tarihle çatışmak pahasına postmodern söylemler ile kökenini, geçmiş ve günümüzün kültürel farklılıkların özgün koşullarında varolma hakkını reddetmekte, sanayi toplumunun üstün olanaklarını kullanarak tüm coğrafyalara tek kültür, tek uygarlık kafesinde bir tüketim unsuru olmak zorunluluğunu dayatmaktadır. more… »

2007 26 Ara

Geleceğin Tarihini Yazmak

Filed under: Makaleler | RSS 2.0 | TB | No Comments

Kapitalist Tiranlığın Çıkmazı: Bilgi Çağı
İnsanoğlu ilkel çağlarda doğanın verdikleri ile yetiniyordu. Tarım çağında toprak bir üretim unsuru olarak değerlendirilmeye, insanlar ise toprağı ekip biçerek daha çok üretim yapmaya başladı. Tarımsal üretimin ana girdisi olan toprağın, makineler, sermaye malları ile ikame edildiği sanayi çağında, insanoğlunun kol gücü makinelere aktarıldı. Tarım toplumunun egemeni aristokratların yerini sermaye sınıfı aldı. Sanayi toplumunda zenginlik ve refah, sermaye mallarının ve buna bağlı üretimin sınırsız artışı anlamına gelmekteydi. 21. Yüzyılda kol gücünün yanı sıra düşünce gücünü de makinelere aktaran insanoğlu, ana girdinin bilgi olduğu yeni bir boyuta atladı. Sayısal devrim, önceki çağ dönüşümlerinde olduğu gibi yeni üretim değerleri ve egemenler yaratmaya başladı. Yaşadığımız şu an “Bilgi Çağı” adını verdiğimiz büyük dönüşümün tam göbeğindeyiz. Dünyayı diğer geri kalmış benzerleri gibi Batı’nın gözlüğünden okumak durumunda kalan Türkiye’nin ise, saatinin kaçı gösterdiği sorusuna yanıt verebilmesi pek mümkün değil.

more… »

“Ellerine bir ulusun yazgısı emanet edilen kimseler o ulusun gücü ve erkini yalnız ve ancak gene o ulusun gerçek ve elde edilebilir çıkarları yolunda kullanmakla yükümlü olduklarını bir an olsun unutmamalıdırlar. Bu kimseler düşünmelidirler ki, bir ülkeyi ele geçirmek o ülkenin yurttaşlarına egemen olmaya yetmez. Bir ulusun ruhu ele geçirilmedikçe, bir ulusun irade ve kararlılığı kırılmadıkça o ulusa egemen olmanın olanağı yoktur. Yüzyılların oluşturduğu milli bir ruha hiç bir güç karşı koyamaz.”
Mustafa Kemal ATATÜRK, Mayıs 1935

Bu yazıda Türkiye açısından Avrupa Birliği sürecinin nesnel ve tarafsız bir değerlendirmesini değil, kemalizm ve kemalistler açısından konunun ne şekilde algılandığı ve nasıl değerlendirildiğini okuyacaksınız. Bu anlamda çalışmamız Türkiye AB çerçevesinde tüm görüş ve değerlendirmeleri kapsayan, kategorize eden bir araştırmadan çok siyasal bir tutum belgesi niteliğini taşımaktadır. Bahsi geçen kemalizmin ideolojik çerçevesi kapsam olarak kendisini 1938 sonrası erozyona ve soykırıma uğrayan Mustafa Kemal ATATÜRK devriminin ardından uydurulan yapay “Atatürkçülük” ve “Batıcılık” popülizmininin dışında bir alanda ifade etmektedir.[i]
more… »

Avrupa Birliği ile ilgili çalışmalar sanılanın aksine 2. Dünya Savaşı’ndan sonra değil, çok daha önceleri başlamıştır. Modern çağ Avrupası’nda birlik kurulması fikri oldukça eskilere dayanmaktadır. Pek çok düşünür yazar, bilimadamı ve siyasetçiler parçalanmış ve sürekli savaş içerisinde olan Avrupa’nın birlik ve bütünlük içinde olması yönünde düşünceler üretmiş, girişimler, planlar ve örgüt modelleri geliştirmiştir.

İngiliz hristiyan dini lider ve ünlü yazar William Penn, 1643’te yazdığı “Avrupa Barışının Bugünü ve Geleceğine Doğru Bir Roman” (An Essay Toward The Peresent and Future Peace Of Europe) kitabında, bağımsız devletlerden oluşan bir Avrupa Birliği ve Meclis “Common Assembly” önermektedir. 90 sandalyeli bu mecliste Almanya 12, Fransa ve İspanya 10, İtalya 8, İngiltere 6 sandalyeye sahip olacak, Türkiye de isterse 10 sandalye ile katılabilecektir. more… »

Avrupa Birliği’nin geleceğine ve birlikteliği oluşturan devletlerin oluşumu nereye kadar ve ne biçimde götüreceklerinin tespitine dair fikir yürütebilmek için altyapı olarak nitelendirebileceğimiz ekonomik, mali ve sosyal birlik oluşumlardan çok, üst yapı anlamına gelen siyasal birlik oluşumunun incelenmesi gerekmektedir. [1]

Uluslararası ilişkiler disiplininde devletler, federasyonlar, konfederasyonlar, birlikler ve ulusüstü (supranational) yapılanmaları açıklamak için çok sayıda siyasi bütünleşme teorisi ortaya atılmıştır. Ünlü Amerikalı kuramcı Ernest B. Haas bütünleşmeyi, “Farklı ulusal birimlerin bağlılıklarını, beklentilerini ve karar alma yetkilerini yeni bir siyasi birime devretmeleri, bu şekilde oluşan yeni birimin organlarının aldığı kararların ve yargı yetkisinin ulusal birimlerce kabul edilme süreci” olarak tanımlamaktadır.[2] Karl Deutsch’un 1950’lerin başında öne sürdüğü “Güvenlik Topluluğu” önermesi bütünleşme süreci önermeleri arasında önemli bir başlangıç olarak kabul edilmektedir. Bunun yanı sıra Avrupa bütünleşmesi açısından fonksiyonalist, neo-fonksiyonalist ve federal yaklaşımlar bütünleşme sürecini öngörmeye çalışmış olmalarına rağmen, Avrupa pratiği açısından hiçbirisi tek başına yeterli olmamıştır. [3]-[4] O halde, Avrupa Birliği bütünleşmesi ve bütünleşmeye ilişkin iki temel tercihi olan genişleme ve/veya derinleşme stratejilerinin analizini yapabilmek için öncelikle yapısal olarak statik değil, çok unsurlu, etkileşimli, dinamik, değişken, zaman boyutunda çok yönlü ve geri dönüşsüz bir olgu ile karşı karşıya olduğumuzu kabul etmemiz gerekmektedir. Ne Avrupa Birliği iç çelişkilerini aşarak oturmuş bir statik yapıdır, ne de genişlemenin öznesi olan devletler istenildiği an mekanik bir şekilde tekrar kurgulanabilecek bir kimliksel niteliğe sahiptir. Dinamik ilişkiler zincirinin statik bir şekilde yorumlanması geleceğe dair tutumlarımızda bizleri yanılgıya sürükleyecektir. more… »

AKP’nin İzmir’de düzenlediği, Avrupa Birliği konulu bir panelde konuşan Prof. Dr. Atilla Yayla’nın Atatürk ve Kemalizm konularında söylediği sözler tepki çekti.

Panel AKP’nin,
İzmir’de Avrupa Birliği üzerine konuşacak akademisyen yokmuş gibi Gazi Üniversitesinden Prof. nakli yapılıyor,
Bu Prof. ifade özgürlüğü için Avrupa Birliği’nden kendi deyimi ile 400 artı 50 bin euro hibe alan bir derneğin kurucusu,
aynı zamanda 15 günde bir Zaman gazetesi’nde makale yazarlığı yapıyor. more… »

2007 25 Ara

Dr. Necip HABLEMİTOĞLU

Filed under: Makaleler | RSS 2.0 | TB | No Comments

Son Söz..

“Sizler, bu satırları okuduğunuzda, Eminim ki, hakkımda bugüne kadar açılmış yüzmilyarlarca liralık manevi tazminat davalarına, yenileri eklenecektir. Her zaman olduğu gibi kimi siyasiler devreye girerek Üniversite Rektörü’nü hakkımda yasal işlem yapmaya zorlayacaktır. Tehditler ve hakaretler hız kesmeyecek, aileme de yönelecektir. Peşpeşe gıyabımda kesilen trafik cezaları gelecektir. Gelen duyumlara göre, Emniyet ve M.İ.T. bünyesinde, gerektiğinde aleyhimde kullanılmak üzere dezenformasyon çalışmaları kapsamında olumsuz bilgi notları ve olumsuz dosyalar hazırlanmıştır. Telefonlarım bir şekilde dinlenmeye devam edecektir. Büyük bir olasılıkla, hakkımda imzalı-imzasız suç duyurusu yapılacak; T.B.M.M.’de aleyhimde soru önergeleri verilecek; bütün bunları dikkate alan savcılık evimde arama yaptıracak; En azından “İçişleri Bakanlığı’nı ya da Emniyet güçlerini tahkir ve tezyiften” veya hiç ilgisiz bir iftira ile hakkımda Ağır Ceza Mahkemesinde ya da DGM’de dava açılacaktır. Halen, İzmir, Ankara, Burhaniye, İstanbul gibi merkezlerde yürüyen davalara, yurdun farklı yerlerinde açılacak yeni davalar da eklenince, Maddi-manevi darbenin yanısıra, mücadeleye zaman yetiştirememe gibi bir durum da ortaya çıkacaktır. Sonuçta, belki de ödeyemediğim tazminat hükümlerinden dolayı evime haciz gelecektir. Almanlardan fettullahçılara, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanız, Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!..”

more… »

Avrupa Birliği’ne tam üye olmak, hem aday ülkenin, hem de Avrupa Birliği kurumlarının katılımının zorunlu olduğu bazı hukuki prosedürlerin tamamlanmasını gerektirmektedir. Birliğin “yürütme organı” veya “icracı sekreteryası” olarak anılan Avrupa Komisyonu, aday devletlerin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasi şartların göstergelerini detaylı bir şekilde gözlemler, özellikle genişleme için belirlenmiş temel kriterler olan Kopenhag Kriterleri ile uyumluluğunu inceler ve bu bilgileri rapor halinde ilgili diğer kurumlara sunar. 1997’de bu konudaki gözlemlerini ilk kez Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri için yapan Komisyon, Birliğin genişleme süreci ve perspektifleri üzerine değerlendirmelerini içeren bir raporu “Gündem 2000” adı ile duyurmuştur. Birlik tarafından üyelik için belirlenen kriterler, Komisyon araştırmalarının değerlendirmelerinin yer aldığı teknik bilgi raporları  ve aday ülkelerin AB katılım sürecinde topluluk müktesebatına uyum için ne gibi hukuki düzenlemeler yaptıklarını da içeren düzenli raporlar ışığında ilgili kararlar verilmektedir.
AB Üyeliği için aday olan ülkenin : more… »


K. İnanç IŞIKLAR by Wordpress 2.3.1
Adaption and Design: Gabis Wordpress-Templates
31 queries - 0.256 seconds.